Dayanışma, Türlerin Ortak Duyarlılığıdır; Habitatı Paylaşmaksa Onun Canlı Keşfi
2024’te M HKA’da (Antwerp) düzenlenen ve ikinci edisyonu Salt’ta (İstanbul) devam eden ‘Hayvanların Yaşamı’ sergisi kapsamında yayımlanan bu yazıda felsefeci Fahim Amir, dayanışma kavramını türler arası bir pratik olarak ele alıyor ve mevcut kentsel paradigmaları sorgulamaya açan bir ortak yaşam fikri öneriyor.
Evrensel insan bedeni bir model olarak her zamankinden de şüpheli artık. Mimarlar şimdi, geleceğin kıyılarında—siborg bedenler; protez bedenler; hayvan bedenleri; pornografik, mutasyona uğramış, çapraşık bedenler; engellenmiş, göç ettirilmiş ve sömürgeleştirilmiş bedenler; uçuşan, koşuşturan ve sürünen bedenler arasında—hızla büyüyen bir kalabalığın ortasında duruyorlar. Modernite öncesine dair hayalî temsillerin ne idüğü belirsiz pastoral cennetine dönmek yerine içinde bulunduğumuz habitatı paylaşmayı düşünmek, türlerin ortak duyarlılığı olarak dayanışmanın capcanlı bir keşfine işaret ediyor.
İdrak merceğini politik olana odakladıkça, modernitenin diğer tüm ayrımlarının da iyice bulanıklaştığını görüyoruz. Akademisyen Donna Haraway’in bir kitabındaki karikatürde, bakımsız bir sokak köpeği, her şeyin ölçüsü olarak, Leonardo Da Vinci’nin ideal oranlardaki Vitruvius Adamı’nın yerini alıyor.1 Bir sokak köpeği veya kedisi, her şeyin olmasa bile en azından bazılarının ölçüsü olamaz mı? Neticede kimse herkesle bağlantılı değildir, ama herkes birileriyle bağlantılıdır.2 Haraway’in başka bir eserinde yer alan karikatürde ise tarihi çok eskilere uzanan, çiçekleri belirli bir arı türünü cezbedecek şekilde biçimlenmiş bir orkide türünü görürüz.3 Fakat çiçeğin taklit ettiği arı türünün soyu çoktan tükenmiş. Dolayısıyla orkide de o gün bugündür kendi kendine tozlaşıyor ve yok olmuş arı bedeninin bir tür botanik negatifi olarak yaşamını idame ettiriyor. “Erkeği” dünyanın ölçüsü ilan eden hümanizm de tıpkı orkide gibi, artık var olmayan bir dünyanın imgesini bünyesinde taşıyor sanki.4
Kapitalist modernite, hayvanların üretim ve tüketimini mekânsal olarak ayırıp toplu endüstriyel eziyetler için tutsaklık yapıları inşa etti.5 Kentleşme de bir yandan nüfusun bir kısmını türler arasındaki kadim vahşete yabancılaştırdı. Hayvanların ve insanların süratle kentlileşmesinin getirdiği bu tür, hiç de masum olmayan süreçler, güncel tartışmalarda yankılanıyor. Fakat hayvanların dünyadaki mevcudiyetlerinin kapsamını ve tabiatını yakalayıp ifadeye taşıyabilecek kavramlardan öylesine yoksunuz ki. Nicedir içinde yaşadığımız bu yeni dünyayı daha iyi algılayıp anlayabilmek için daha yaratıcı diller, daha uygun imgeler ve ufku genişleten modeller bulmamız gerekiyor. Sanatsal belgesel stratejileri ve keşfe dayalı tasarım taktikleri bu vazife doğrultusunda yol almaya başladı bile.
Ötekilerin haklarının denkleme katılması, kendi hükümranlığımızı göreceli bir hâle getirir. Katılım aynı zamanda paylaşmak demek; dolayısıyla bir şeylerden vazgeçmemiz gerekecek: Mesela tümüyle denetlenebilir ve “idare edilebilir” bir çevre fikrinden. Habitatı yerküre olan tüm yaşam formları, birbirlerini tamamen anlaşılması veya kontrol edilmesi mümkün olmayan, karmaşık biçimlerde etkiliyor. Bu aynı zamanda doğa ile karşılaşma ortamı olarak “plansız peyzaja”, bir amaç doğrultusunda oluşturulmamış veya tasarlanmamış manzaralara kucak açmak demek.6 Bu nizamsızlık sahaları, beklenmedik sosyallik biçimlerinin ortamlarıdır. Kent tabiatındaki “ortak yaban alanlar”, bir bakıma “boş zamanın mekânsal karşılığıdır: bir varoluş âlemi” olarak henüz kâr maksimizasyonunun buldozeriyle dümdüz edilmemiş; genişlemiş yeniden üretimle yutulmamışlardır.7 Habitatı paylaşmak, başka bir dünyanın mümkün olduğunu değil; binlerce başka dünyanın zaten var olduğunu ortaya koyar.
Sınırlar, bir kez daha, insanları dünyanın etrafında dolaşmaktan alıkoyacak şekilde sıkılaştırılmış durumda. Ancak düzenleyici politikaların etkisi hiçbir zaman tek bir türle sınırlı kalmaz.8 Dikenli teller bir zamanlar serbestçe hareket edebilmiş hayvanların da yolunu tıkar.9 Belki bu da hesaplıdır: Küresel ısınmayla birlikte, Küresel Güney’deki pek çok hayvan için hayatta kalabilmenin tek yolu daha serin olan kuzeye göç etmek olacak.
Oysa habitatı paylaşmak, “birlikte yaşamak” demektir: Her zaman hoş, zararsız, güzel veya tehlikeden azade olmayan bir şeydir bu da. “Birlikte yaşamak”, kapalı sitelere taban tabana zıt muhitlerin, komşulukların gelişmesini sağlar; komşular, mevcudiyetlerini bizim seçmediğimiz varlıklardır çünkü. Bitkilerle ortaklığı da içerir; yol kenarlarında veya sağda solda büyüyen yabani otlarla bile. Bitkiler dünyayı taşıyan kolonlardır; gövdeleri ve metabolizmaları yeri ve göğü yerli yerinde tutar.10 Onlar olmadan ne kentler olur ne de insanlar ile hayvanlar.
Habitatı paylaşmak, politik olanın yeni baştan düşünülmesini gerektirir.11 Polis sözcüğü aslen iki anlama gelir: Antik kent devletinin dinî ve idari merkezi ile orada bir araya gelmiş yurttaşlar topluluğu. Bu sözcük var olalı beri, Batı düşünce gelenekleri içinde politik olan, bitkilerin, hayvanların, kölelerin ve kadınların erişiminin olmadığı bir alan olarak tanımlanmıştır; “içinde yalnızca özgür insan sayılanlar bilmiş bilmiş dolaşabilir; ötekiler ise kenarda köşede didinir yahut toptan yenilip yutulurlar.”12 Habitat paylaşımının vaadi ise şudur: Polis’in duvarları yerle bir oldu. Şimdi, yıkıntılardan, herkes için yeni bir kent inşa etmeye koyulalım.13
Related contributions and publications
-
Trans Species Solidarity in Dark Times
Fahim AmirEN trLand RelationsClimate -
Decolonial aesthesis: weaving each other
Charles Esche, Rolando Vázquez, Teresa Cos RebolloLand RelationsClimate -
Climate Forum I – Readings
Nkule MabasoEN esLand RelationsClimateHDK-Valand -
…and the Earth along. Tales about the making, remaking and unmaking of the world.
Martin PogačarLand RelationsClimatePast in the Present -
Art for Radical Ecologies Manifesto
Institute of Radical ImaginationLand RelationsClimateInstitute of Radical Imagination -
Ecologising Museums
Land Relations -
Climate: Our Right to Breathe
Land RelationsClimate
Related activities
-
HDK-Valand
Climate Forum I
The Climate Forum is a space of dialogue and exchange with respect to the concrete operational practices being implemented within the art field in response to climate change and ecological degradation. This is the first in a series of meetings hosted by HDK-Valand within L'Internationale's Museum of the Commons programme.
-
–Van Abbemuseum
The Soils Project
‘The Soils Project’ is part of an eponymous, long-term research initiative involving TarraWarra Museum of Art (Wurundjeri Country, Australia), the Van Abbemuseum (Eindhoven, Netherlands) and Struggles for Sovereignty, a collective based in Yogyakarta, Indonesia. It works through specific and situated practices that consider soil, as both metaphor and matter.
Seeking and facilitating opportunities to listen to diverse voices and perspectives around notions of caring for land, soil and sovereign territories, the project has been in development since 2018. An international collaboration between three organisations, and several artists, curators, writers and activists, it has manifested in various iterations over several years. The group exhibition ‘Soils’ at the Van Abbemuseum is part of Museum of the Commons. -
–tranzit.ro
Non-Western Technologies for the Good Life
The experimental course ‘Non-Western Technologies for the Good Life’ (November 2023–May 2024) celebrates as its starting point the anniversary of 50 years since the publication of Tools for Conviviality, considering that Ivan Illich’s call is as relevant as ever.
-
–Institute of Radical Imagination
Gathering into the Maelstrom
‘Gathering into the Maelstrom’ in Venice at Sale Docks is a four-day programme curated by Institute of Radical Imagination (IRI) and Sale Docks.
-
–Institute of Radical Imagination
Gathering into the Maelstrom (exhibition)
‘Gathering into the Maelstrom’ is curated by Institute of Radical Imagination and Sale Docks within the framework of Museum of the Commons.
-
HDK-Valand
Climate Forum II
The Climate Forum is a series of online meetings hosted by HDK-Valand within L’Internationale’s Museum of the Commons programme. The series builds upon earlier research resulting in the (2022) book Climate: Our Right to Breathe and reaches toward emerging change practices.